Bir sesin sustuğu günler vardır… Ama aslında susan yalnızca bir ses değildir; bir hatıra, bir omuz, bir hayat arkadaşıdır. İşte o gün Zerrin Özer için tam da böyle bir gün dü..
79 yaşında hayata veda eden Tülay Özer, yalnızca Türk müziğinin zarif bir sesi değil; aynı zamanda bir abla, bir yol gösterici, bir sığınaktı. Böbrek yetmezliğiyle verdiği zorlu mücadeleye rağmen dimdik duran bu güçlü kadın, şimdi ardında hem notalarla dolu bir miras hem de tarifsiz bir boşluk bıraktı.
Zincirlikuyu Camii’nde düzenlenen cenaze töreninde, aslında en ağır yükü taşıyan kişi kalabalığın içinde değildi. Zerrin Özer… O da oradaydı ama bir yandan da değildi. Aracıyla cami avlusuna kadar geldi, belki de son kez “abla” diyebilmek için. Ama acı, bedeninden daha güçlüydü. Fenalaştı. Araçtan inemedi. Belki de bu, bir vedanın en sessiz ve en ağır haliydi.
Cenaze namazına katılamadan geri dönmek zorunda kalmak… Bir insanın yaşayabileceği en derin eksikliklerden biri. Çünkü bazı vedalar göz göze yapılmalı, bazı helallikler kalpten kalbe geçmelidir. Zerrin Özer o an, sadece bir ablayı değil; geçmişini, çocukluğunu, birlikte yürüdükleri hayat yolunu uğurluyordu.
Tülay Özer’in hikâyesi ise sadece bir kayıp hikâyesi değil. 1974’te “Gel Artık / Niye Çattın Kaşlarını” ile başlayan müzik yolculuğu, kısa sürede onu zirveye taşıdı. “İkimiz Bir Fidanız / Son Ümit” ile kazandığı Altın Plak ödülü, onun sadece bir sanatçı değil, bir dönemin sesi olduğunu kanıtladı. 1978’de Sezen Aksu imzalı “Büklüm Büklüm” ile bir kez daha kalplere dokundu.
Ama belki de onu en özel kılan şey, sahnedeki başarısından çok, sahne arkasındaki duruşuydu. 80’li yıllarda kendi kariyeri yavaşlarken, kardeşi Zerrin Özer’in yükselişine gölge olmak yerine, ona ışık olmayı seçti. Rekabetin değil, sevginin tarafında durdu. Bir abla olarak en büyük rolünü orada oynadı.
Bugün bir mezarın başında toprakla buluşan sadece bir beden değil; fedakârlığın, zarafetin ve sessiz kahramanlığın ta kendisi.
Zerrin Özer için artık hayat, içinde eksik bir cümleyle devam edecek. Çünkü bazı insanlar gittiğinde, hayat tamamlanmaz… sadece devam eder.
Ve bizler, bir sanatçıyı değil; bir hikâyeyi, bir bağı ve bir ablayı uğurladık.
