Kelebek Magazin

‘Biz devletin oyuncularıyız, hükümetin değil’

Oyuncu Reha Özcan, 10 Mayıs’ta yapılacak kritik toplantı öncesi SÖZCÜ’ye konuştu: “Eskiden bir sanatçının yapması gerekenleri yapabiliyorduk …

Oyuncu Reha Özcan, 10 Mayıs’ta yapılacak kritik toplantı öncesi SÖZCÜ’ye konuştu: “Eskiden bir sanatçının yapması gerekenleri yapabiliyorduk. Şimdi sadece hayatımızı idame ettirme gayemizi oluşturdular. Emekli arkadaşlarımın durumları korkunç, açlık seviyesinde. Neyin intikamını alıyorlar bilmiyoruz. Biz devletin oyuncularıyız, hükümetin değil.”

Çalışma Bakanlığı ile Memur Sen arasında 10 Mayıs’ta yapılacak kritik ek gösterge toplantısı öncesi oyuncular, opera, bale, orkestra sanatçıları seslerini yükseltmeye başladı. 

Özlük haklarında son 30 yıldır gittikçe artan bir ivmeyle yaşanan dramatik düşüşün durdurulmasını isteyen sanatçıların taleplerini SÖZCÜ gündeme taşıdı. Kültür Sanat Sen, Kültür Emek Sen peş peşe açıklamalar yaptı. Hükümetin muhatap olarak masaya oturduğu tek örgüt Memur Sen’in de sanatçılarla toplantılara başladığı haberleri gelmeye başladı. 

Bu kapsamda SÖZCÜ’ye konuşan oyuncu Reha Özcan’ın dün bir bölümünü yayınladığımız mülakatın tümünü bugün yayınlıyoruz. İşte Türkiye’nin önemli oyuncularından Reha Özcan’ın Türkiye’de sanat ve sanatçının durumuyla ilgili çarpıcı tespit ve değerlendirmeleri: 

“BİR SANATÇININ YAPMASI GEREKENLERİ YAPABİLİYORDUK”

Türkiye’de sanatçıların durumu vahim mi gerçekten?

1987 yılında Devlet Tiyatrosu’na girdiğimizde milletvekilleriyle aynı maaşı alıyorduk. O zaman orta direk diye bir kavram vardı. Bu şekilde de orta direği temsil ediyorduk.

Giderlerimizi karşılayabiliyorduk. Bir sanatçının yapması gereken şeyleri yapabiliyorduk. Biriktirip, boşaltma duygusuna dayalı bir işimiz olduğu için; okumak zorundasınız, seyretmek zorundasınız, dinlemek zorundasınız, gözlemek zorundasınız ve gidip diyalog kurmak zorundasınız. Dünyanın her tarafında bunu yapmalısınız. Bunları yapabildiğiniz ölçüde ülkenin sanatına katkı sağlayabilirsiniz. Yoksa hep bildiğimiz şeyleri tekrar edersiniz.

Bizim gibi idealist yapıdaki insanlar da o dönem bunu yapmaya çalışıyorduk. Para aslında öyle çok fazla değildi, ayda 100 mark, 150 mark biriktirerek yıl sonunda tatile girdiğimizde de, kendimize workshop’lar düzenliyor, uluslararası festivallere falan gidiyorduk. Devletin götürdüğü sınırlı sayıda festivaller oluyordu… Artık devlet onlara da götürmüyor.

Sorun nerede?

“MESLEK TANIMIMIZ DOĞRU YAPILMADI”

Öncelikli bizim meslek tanımımız doğru yapılmadığı için sıkıntılar çıkıyor. Biz devletin oyuncularıyız, hükümetin oyuncuları değiliz. Atatürk cumhuriyetinin ilkelerine dayalı bir devlete hizmet ediyoruz. Bir hükümete hizmet etmiyoruz. Devlet, bizimle bu ülkenin aydınlık sanatçıları olduğumuz için sözleşme imzalıyor. Yoksa bir hükümetin sözcülüğünü yapmak için değil.

“SADECE HAYATIMIZI İDAME ETTİRME GAYEMİZİ OLUŞTURDULAR”

Fakat bu evrildi, devşirildi. Sözleşmelerde, kendini koruma sistemini oluştururken oyuncunun haklarını zaten korumalı. Bizim bunları talep etmemiz zaten bizim için abesle iştigal. Çünkü bizim yapmamız gereken çok önemli şeyler varken, lütuf eder gibi yüzde 10’luk, yüzde 20’lik zamlarla bizim zaten kendimizi geliştirme gayemizi ortadan kaldırıp sadece hayatımızı idame ettirme gayemizi oluşturdular.

 

“EMEKLİ PARASIYLA GEÇİNEN ARKADAŞLARIMIN DURUMU KORKUNÇ”

Yetenekli ve piyasada da iş bulabilen oyuncuların çoğu, hemen emekli oluyor benim gibi. Ben 2016 yılında emekli oldum ve o günden beri çok huzurluyum. Ama emekli parasıyla geçinen arkadaşlarım var kurumda durumları korkunç. Emekli maaşlarıyla geçinen bir aktör düşünemiyorum, geçinemez… Hele hele çoluğu çocuğu varsa ve bakmakla yükümlüyse…

“EMEKLİ OYUNCU AÇLIK SEVİYESİNDE”

Şu anda 7 bin lira emekli maaşı, 1’in 4’ünden emekli olduğu zaman… Bu da Türkiye şartlarında yüksek bir meblağ fakat, korkunç…

Çünkü zaten emekli olmuş bir insan mutsuz bir insandır ve böyle bir maaşla sadece hayatını idame edecek olsa…

Çünkü sadece emekli ikramiyenizle ev falan alamıyorsunuz artık. O eskidendi bizim babalarımız dedelerimiz alıyordu. Şu anda kirada oturmak zorunda olan ve bir tane çocuğu olsa, onun hayatına, eğitimine hizmet etmeye çalışsa açlık seviyesinde olacaktır.

“NEYİN İNTİKAMINI ALIYORLAR”

Açlık seviyesinde bir insana sanatçı dediğinizde, ki sanatçı demek o kadar kolay bir şey değil… Bunu kendilerine ar görebiliyorlarsa ben onlar adına utanırım. Hayatımızda birçok zaman olduğu gibi… Başkaları adına utanmak zorunda kaldığımız gibi… Ve bu küçümseyici tavırlar da çok çirkin. Bir şeylerin sürekli intikamının alınması, rövanşının alınması da hoş değil. Kimden neyin intikamını alıyorlar, onu da bilmiyoruz. Ama bu hoş bir şey değil.

Neden bu hale gelindi?

Çünkü sanatçı sözünü söyleyen, ve kendisini temsil eden insandır. Bireysel örgütlenmelere inanır, ümmetçi örgütlenme içinde yer almaz. Gerçek anlamda Atatürk ilkelerine bağlı bir sanatçı…

Dolayısıyla bu da mevcut sistem için sanırım bir tehdit oluşturuyor. O yüzden de insanları açlıkla terbiye etmeyi öğreten yakın bir coğrafyada yaşadığımız için bu şekilde onları etkisiz hale getirebileceklerini düşünüyorlar sanırım.

Ama bu sadece bugünle ilgili değil. Devlet Tiyatrosu kurulduğundan beri her zaman bunlar vardı. Çünkü bunlar bugünün sorunları değil. Eğer devlet kendi içinde kendi yapılanmalarını daha özerk, özgün ve aydınlık bir ülke özlemiyle yapsaydı bugün bunları konuşmuyor olurduk.

Yani bu son 2003 yılından beri gelişen bir şey değil. Bu 1980’de de böyleydi, kurulduğundan beri böyleydi. Hiç bir zaman yapılmamış. Biz kuruma girdiğimiz zaman 1441 sayılı kanun kaldırılsın, böyle bir kanun mu olur derken…. Emekli olurken ne olur1 441 sayılı kanun kalsın durumundaydık.

“BİZİ DIŞLAMANIN KİMSEYE FAYDASI YOK” 

Çözümü nerede görüyorsunuz?

Çözümü kendisini geliştirmek isteyen ve bu ülkeye faydalı olmak isteyen, gerçek anlamda zekasını entellektüelliğine ve iyiliğine güvenmek zorunda oldukları bir grubu dışlamanın kimseye bir faydası olmayacağını görmeleri gerekiyor.

Onlardan mı bekleyecek sanatçılar yoksa bir mücadeleden mi bahsediyorsunuz?

Onlar bunlar yok… Bizim rövanş duygumuz yok, intikam duygumuz, kin duygumuz yok…

Onlar derken devleti idaresindeki otoriteden bahsediyorum…

Geçen gün Meclis’teki bir hanımefendi söyledi. “Burası artık zengin, patron ve yaşlıların meclisi haline geldi” dedi… Benim de dikkatimi çekti evet öyle… Hayatı dönüştürecek, hayatı iyiliğe evirecek, zengin ve fakir arasındaki uçurumu yok edecek bir sistem kurulduğu anda ancak sanatçısına ihtiyaç duyabilir.

Yoksa şu anda başka türlü beklentileri olan… hayatın içinde… Hayatta bir şeyleri üretiriz, sonra onu kültür haline getiririz. Bu medeniyet göstergemiz olur. Medeniyet göstergemizin olabilmesi için ona eleştirel bir bakış açısıyla karşımıza sunması gerekir. Bunu yapabilen tek bir araç vardır, bilim ve teknolojinin ürettiği her şeyi medeniyet haline dönüştüren tek katalizör sanattır.

“GÜNDELİK POLİTİKALARDAN HAZ ETMİYORUM”

Eğer sanatına sahip çıkmazsa, sanatçısına sahip çıkmazsa, “Sizin yaptığınız sanat mı lan” da diyebilirler ki deniliyor bunlar. “Tükürürüm böyle sanatın içine” diyenleri gördük. Bu kadar öznel bir yaklaşımı yok edecek başka türlü bir zihniyet olması gerekiyor.

O da nasıl yapılır ben bilemem. Siyaset uzmanı değilim. Gündelik politikalardan haz etmiyorum. Gündelik politikalarla siyaset üretilirse de bunların olabileceğini öngörebilecek kadar da zekam ve okumuşluğum var Allah’a şükür.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Fikrimizi aldığınız için teşekkür ederim, medyada böyle şeyleri görmek hoşumuza gitti.

YARIN: Tamer Levent

 

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ