ERKEN ÇOCUKLUKTA İHMAL EDİLEN BECERİ
Çocuk Gelişimi Uzmanı Fulya Bican, 3–6 yaş döneminde duygusal regülasyon, öz denetim ve dayanıklılık becerilerinin çocuğun yalnızca sınıf içi uyumunu değil, ilerleyen yıllardaki akademik başarı, ruhsal iyi oluş ve sosyal ilişkilerini de etkilediğini belirtti. Bican’a göre anaokulu, akademik yarışın başladığı yer değil; çocuğun kriz anındaki tepkisinin, bekleme becerisinin ve hayal kırıklığı toleransının şekillendiği temel dönem.
Çocuk Gelişimi Uzmanı Fulya Bican, erken çocukluk eğitiminde yalnızca bilişsel gelişime odaklanmanın yetersiz kaldığını belirterek, 3–6 yaş döneminde duygusal regülasyon becerilerinin sistemli biçimde desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Bican, ebeveynlerin çocukları için sık kullandığı “Çocuğum çok zeki” ifadesinin tek başına yeterli bir gelişim göstergesi olmadığını vurgulayarak, “Zeki ama regüle olamayan bir çocuk akademik olarak öne çıkabilir; ancak psikolojik açıdan kırılgan kalabilir. Geleceğin dünyasında yalnızca zekâ değil, duygusal güç, öz denetim ve dayanıklılık da belirleyici olacak” dedi.
Erken çocukluk dönemine ilişkin güncel araştırmaların, 3–6 yaş aralığında duygusal regülasyon, davranışsal öz düzenleme ve yürütücü işlevlerin hızlı gelişim gösterdiğine işaret ettiğini belirten Bican, bu dönemde sınıf iklimi, öğretmen dili, günlük rutinler ve aile tutarlılığının çocuğun kriz anındaki tepkisini doğrudan şekillendirdiğini ifade etti.
“Bu dönem, karakter mimarisinin kurulduğu evre”
Bican’a göre anaokulu, yalnızca harf ve sayı öğretiminin yapıldığı bir alan olarak değil; çocuğun beklemeyi, sırasını korumayı, dürtüsünü yönetmeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi ve yeniden denemeyi öğrendiği temel gelişim evresi olarak ele alınmalı.
“Biz çocuklara sadece bilgi vermiyoruz. Beklemeyi, kaybetmeyi, zorlanınca dağılmamayı ve yeniden toparlanmayı öğretiyoruz. Asıl eğitim burada başlıyor” diyen Bican, erken çocuklukta kazanılan öz düzenleme becerilerinin öğrenmenin altyapısını oluşturduğunu söyledi.
Bilimsel çalışmalarda da çocukluk dönemindeki öz düzenleme ve duygusal regülasyon düzeyinin; akademik başarı, sosyal ilişkiler, psikolojik iyi oluş ve sağlıkla ilişkili davranışlarla anlamlı biçimde bağlantılı bulunduğunu aktaran Bican, bu alanın “yardımcı beceri” değil, doğrudan yaşam becerisi olarak görülmesi gerektiğini kaydetti.
Yalnızca sınıf disiplini değil, yaşam boyu etki
Bican, erken çocuklukta regülasyon becerilerinin desteklenmesinin kısa vadede sınıf içi uyumu artırdığını, uzun vadede ise çocuğun okul hazırbulunuşluğu, stresle baş etme kapasitesi, empati kurma biçimi ve problem çözme becerileri üzerinde etkili olduğunu belirtti.
“Bugün bir çocuğun sıraya girebilmesi, oyunda kaybettiğinde yıkılmaması, arkadaşının duygusunu fark edebilmesi küçük gibi görünüyor. Oysa bunlar ileride akademik sebatın, sosyal uyumun ve psikolojik dayanıklılığın temel taşlarıdır” ifadelerini kullanan Bican, başarı ölçütünün yalnızca erken okuma ya da not olmadığını söyledi.
Duyguyu bastırmak değil, yönetmeyi öğretmek gerekiyor
Modern çocuk gelişimi yaklaşımında çocuğun duygusunu bastırmanın değil, onu tanımasına ve uygun biçimde yönetmesine yardım etmenin esas olduğunu vurgulayan Bican, yetişkin dilinin burada kritik rol oynadığını belirtti.
“Ağlama, sus, abartma demek yerine ‘Şu an zorlanıyorsun’, ‘Kızdığını görüyorum’, ‘Birlikte toparlanalım’ demek gerekir. Çocuk, önce yetişkinin desteğiyle regüle olur; zamanla bunu içselleştirip kendi davranışını yönetmeyi öğrenir” diyen Bican, okul ve evin aynı dili kurmasının önemine işaret etti.
Anaokullarında regülasyon eğitimi nasıl kurulmalı?
Bican’a göre okul öncesi kurumlarda duygusal regülasyon eğitimi tek seferlik etkinliklerle değil, günlük hayatın doğal akışı içine yerleştirilen bir sistemle desteklenmeli. Bu çerçevede yapılandırılmış nefes egzersizleri, duygu etiketleme çalışmaları, kısa dikkat ve toparlanma rutinleri, drama ve rol oyunları, sakinleşme alanları, öğretmen-psikolog iş birliği ve aile bilgilendirme programları birlikte kurgulanmalı.
Bu uygulamaların “ekstra etkinlik” gibi değil, okulun temel eğitim mimarisinin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini belirten Bican, “Regülasyon eğitimi moda bir yaklaşım değil. Sınıfın diliyle, öğretmenin tutumuyla, geçiş rutinleriyle, aileyle kurulan ortak çerçeveyle örülen bir yapı” dedi.
“Kuralsız özgürlük değil, yapılandırılmış özgürlük”
Son yıllarda çocuklarda düşük hayal kırıklığı toleransı, sabırsızlık, ekranla yatıştırılma alışkanlığı ve sosyal geri çekilme gibi başlıkların daha görünür hale geldiğini ifade eden Bican, çocuğu her zorlanmadan korumanın dayanıklılık üretmediğini söyledi.
“Çocuğu her düşüşten korumak onu güçlendirmez. Güvenli sınırlar içinde zorlanma, bekleme ve yeniden deneme deneyimi dayanıklılığı artırır” diyen Bican, evde sınır ve tutarlılık olmadan okulda verilen yapının kalıcı hale gelmesinin zor olduğunu belirtti.
Sınır koymanın sevgisizlik anlamına gelmediğini vurgulayan Bican, “Sınır koymak çocuğa güvenli bir çerçeve sunmaktır. Kuralsız özgürlük değil, yapılandırılmış özgürlük sağlıklı gelişim getirir” ifadelerini kullandı.
Okul-aile hattında ortak dil şart
Bican, erken çocuklukta regülasyon eğitiminin etkili olabilmesi için okul-aile iş birliğinin zorunlu olduğunu belirterek, ailelerin de ev içinde az sayıda net kural, tutarlı rutinler, duygu etiketleme dili ve kriz anlarında uygulanabilecek basit toparlanma adımlarıyla sürece katılması gerektiğini söyledi.
“Okulda ‘dur, düşün, seç’ diyen bir sistem varsa, evde de benzer bir çerçeve olmalı. Çocuk iki ayrı kural evreninde büyürse, regülasyon becerisi parçalanır” değerlendirmesinde bulunan Bican, özellikle 3–6 yaşta yetişkinin eşlik ettiği ko-regülasyonun zamanla öz düzenlemeye dönüştüğünü ifade etti.
“Başarıyı notla değil, kriz anındaki tepkiyle de ölçmeliyiz”
Fulya Bican, geleceğin öne çıkan becerileri arasında duygusal dayanıklılık, öz denetim, problem çözme, empati ve iş birliğinin bulunduğunu belirterek, çocuk gelişiminde başarı tanımının yeniden düşünülmesi gerektiğini söyledi.
“Başarıyı yalnızca notla, erken okuma hızıyla ya da bilişsel performansla ölçemeyiz. Çocuğun kriz anında ne yaptığı, bekleyip bekleyemediği, zorlanınca dağılıp dağılmadığı, yeniden deneyip denemediği de en az akademik çıktı kadar önemlidir. Zeki ama kırılgan değil; güçlü, dengeli ve uyum becerisi yüksek bireyler yetiştirmek zorundayız” dedi.
