KelebekMagazin

Rıdvan Dilmen’e de Beşiktaş Vapuru’ndaki “HAYIR”cılara da SAYGI

Bence Rıdvan Dilmene siyaset yasağı istemek yerine, neden kendimiz gibi düşünmesini sağlayamamışız ona kafa yormalıyız. Kafa yoramıyor isek o da bizim sorunumuz. Tarık Akan’a, Cem Karaca’ya ve Ahmet Kaya’ya nasıl saygı duyduk ve duyuyor isek, Rıdvan Dilmen’e de, Beşiktaş Vapuru’nda HAYIR şarkısı söyleyen gençlere de saygılı olmak zorundayız.

Faruk Erbaşlı

Faruk Erbaşlı

Türkiye’nin gündemi öylesine yoğun bir siyasetle iç içe ki, ne yazarsam yazayım hangi konuyu irdelersem irdeleyeyim, mutlaka siyasi bir eksene oturtma zorunluluğunu hissediyorum.
İlkbaharda Türkiye bir referandum yaşayacak. Biri EVET diğeri de HAYIR olmak üzere iki ayrı oy pusulası konulacak halkın önüne. Doğal olarak biri diğerinden fazla olacak ve fazla olan kazanacak. Belki de bir mucize gerçekleşir ve eşit oy çıkar onu bilemem. Ancak asıl olan herkesin bir oy hakkı var ve bu hakkı da özgür iradeleri doğrultusunda kullanmalarıdır.
Tabi hem EVET’ciler hem de HAYIR’cılar olanca gayretleriyle toplumu etkileyip referandum sandığından kendi istekleri doğrultusunda bir sonuç çıkmasını sağlamaya çalışacaktır. Bu amaç için birçok iletişim kanalı da en etkin şekilde kullanılacaktır. Bu kanallar, İTÜ Maslak Yerleşkesi’nde ders veren hocadan Taksim Meydanı’nda simit satan vatandaşa, Uludağ’da kayak yapan öğrenciden, Ağrı Dağı eteğinde koyun otlatan çobana dek herkesin ulaşabileceği açıklıkta olacaktır. Basın, Televizyon, İnternet, Sosyal Medya, meydanlar ve sokaklarda sesli insan figürünü kullanmak, en etkili yöntem olacaktır. Bu figürler içinde birinci sırada siyasetçiler gelmektedir. Daha sonra gelenler ise toplumda belirli bir saygınlığı ve sempatisi olan kişiler olacaktır. Bazen bir futbolcu bazen bir sanatçı ve bazen da bir iş adamı olabileceği gibi çoğu kez de sıradan bireylerin miting alanlarına taşınan bizzat kendileri… Zira her bireyin bir omurgası ve bu omurga üzerine oturtulmuş siyasi bir duruşu mevcuttur.
Şimdi konuyu buradan Rıdvan Dilmen’e getirmek istiyorum. Kendisi bir döneme imzasını atmış ve her kesimden binlerce hayranı olan Fenerbahçe ve Türk Milli Futbol Takımı’nın emekli milli bir futbolcusudur. Şeytan lakaplı bu futbolcumuzu son günlerde EVET’ciler safında aktif bir siyasi figür olarak izlemeye başladık. Onun bir siyasi görüşü olmasından daha doğal ne olabilir ki? Ve de toplumu, kendi siyasi görüşü doğrultusunda etkilemek istemesinden öte daha doğal ne olabilir ki? Yani futbol oynayanlar ruhsuz ve siyasi düşünceden yoksun, özür dilerim ama “Mal” gibi insanlar mı olmalı? Oylarını teknik direktör ya da kulüp başkanlarına sorup da mı atmalılar? Ya da oylarını zarfın içinde uyuşturucu saklar gibi mi kullanmalılar? Sporcular ya da sanatçılar…

Mahallemizin köşe başındaki kuruyemiş dükkânı sahibinden ne farkı var ki? Her siyasi kesimden hayranı varmış. Diğerlerine saygısızlıkmış falan. Geçin bunları yaa! Kuruyemiş dükkânına da farklı kesimlerden her gün binlerce müşteri girip çıkıyor. Yani sporcu veya sanatçılar: Hiç mi bu memleketin kaderi üzerinde etkili olmaya çalışmak istemesinler! Emekli ya da aktif sporcuya siyasi görüşünü gizleme emri mi verilsin? Nedir bu korku anlayamıyorum. Herkes gibi onların da siyasi görüşleri olmalı ve herkes gibi onlar da tercihlerini gönül rahatlığıyla paylaşabilmeliler ve hatta daha da ileri gidip, yaygınlaştırma çabası içinde olabilmeliler.

Ama bir şartla:

Profesyonel olarak yaptıkları işi, siyasete alet etmeden yapmalılar. Yani faal bir futbolcu ilk 11’e girmek için herhangi bir siyasi çaba içinde olmamalı. Ya da gol attıktan sonra herhangi bir siyasi partinin sloganını haykırmak veya o partinin işaretini yaparak tribünlere bir mesaj göndermek gayreti içindeyse, orada dur demek elbette hakkımızdır. Rıdvan Dilmen ya da bir başkası… Kim olursa olsun herkes siyasi görüşünü özgürce ifade edebilmeli ve bize ters gelse de onun bu hakkına saygı duymalıyız. Aksi halde, üniversitede asli işi derse girmek olan öğrencilere de siyaseti yasaklamamız gerekir. Ticaret yapan herhangi bir iş adamına “Senin ürettiğin ürünü her görüşten insan alıyor. Şimdi sen siyasete atılırsan ürününü alan karşı görüşten kişilere hainlik etmiş olursun mu diyeceğiz? Hayır! Herkesin yaptığı iş ayrıdır, kişisel siyasi görüşü ayrıdır.

Kimse kimseyi siyasi görüşlerinden ve bu görüşlerini yayma çabasından dolayı bir başkasını yargılama hakkına sahip değildir. Rahmetli Sakıp Sabancı sağ görüşlü bir zihniyetin temsilcisiyken sol görüşlüler Arçelik buzdolabı almadılar mı? Ya da biz, Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu bu tehlikeli durumun mimarı olan batılı ülkelere ve ABD’ye, hadlerini bildirmek için sokaklarda motorlu taşıt yerine bisiklet kullanmaya mı başladık? Sözüm ona yerli araba dediğimiz Fransız Reno’dan ya da İtalyan Tofaş’tan bahsetmiyorum.

Hani o ithal Amerikan malı Jeep, Mercedes, Ford, BMW ve Audi’lerden bahsediyorum. Kucak dolusu paralar ödeyip peynir ekmek gibi satın aldığımız bu arabaları üreten firmaların ülkeleri, Türkiye’ nin dibine dinamit koyarken gıgımız çıkmıyor nedense. Onların düşmanca politikalarına güle oynaya tahammül ediyoruz ama değil mi? Hatta onlara sempati ve hoşgörülü yaklaşmaktan öte Batı aşığı dahi olabiliyoruz. Ama kendi içimizden sadece farklı görüşlere nedense asla tahammül gösteremiyoruz. Hemen hain ilan ediyoruz. Cem Karaca, Barış Manço, Tarık Akan neden ve nasıl oldu da bu memleketin ulu çınarları oldular acaba? Çünkü arkalarında onlarla bütünleşen siyasi bir kitle vardı. Yaşam biçimlerine egemen olan o siyasi duruşu son nefeslerini verinceye dek sergilemediler mi?
Peki bir Tarkan neden onca harcadığı trilyonlara rağmen, hatta neredeyse Amerikan vatandaşlığına geçecek kadar orada yalakalık peşinde koşmasına rağmen neden hala o hayal ettiği uluslar arası çizgiye bir türlü ulaşamadı ve de ulaşamıyor dersiniz? Çünkü omurgalı bir sanatçı kimliği ve sanatçı duruşundan yoksun. Öyle “Yakalarsam cuk cuk “la işte ancak bu kadar olunabiliyor. Tarkan’ın siyasi bir ideolojisi olsaydı bugün dünya yıldızı olabilirdi belki. Tıpkı Michael Jackson gibi… O kimdi peki? Onun siyasi görüşü neydi?

Hatırlayın lütfen o ünlü elektrikli işkence dansını. Siyahlara nasıl işkence yapıldığını anlatan o ünlü dansı! Irk ayrımcılığını protesto etmek için esmer rengini bir yığın operasyonla nasıl beyaza dönüştürdüğünü hatırlayın lütfen. Peki Michael’ın yaptığı siyaset değil de nedir? Cem Karaca’nın Tamirci Çırağı siyaset değil mi? Ahmet Kaya,”Bombalar yağarken üstümüze biz ‘’seninle sevişirdik” derken aslında neyi anlatıyordu? Ahmet Kaya’nın siyasi görüşünü tabi ki hiçbir zaman tasvip etmedim. Ama onun sesine ve yorumundaki içtenliğine hayranım.

Uzun lafın kısası; toplumumuzda bir uzlaşma kültürü aramamız gerekirken tuhaf bir tahammülsüzlük var. Kendimize layık gördüğümüzü başkasına fazla buluyoruz. Örneğin bir siyasetçi; başbakan ya da cumhurbaşkanı; taraftarı olduğu futbol takımını açıklamakta bir sakınca görmüyor. Hatta onun başarılı olması için özel çaba bile harcarken, hangi akla hizmet, bir emekli sporcunun siyasi tercihini açıklamasını sorgulayabiliyoruz? Omurgasız ve ruhsuz bir şekilde mi yaşamlarını sürdürsünler? Bunu mu istiyoruz?

Kesinlikle yanlış.
Bence Rıdvan Dilmen’e siyaset yasağı istemek yerine, neden kendimiz gibi düşünmesini sağlayamamışız ona kafa yormalıyız. Kafa yoramıyor isek eğer, o da bizim sorunumuz. Tarık Akan’a, Cem Karaca’ya ve Ahmet Kaya’ya nasıl saygı duyduk ve duyuyor isek, Rıdvan Dilmen’e de, Beşiktaş Vapuru’nda HAYIR şarkısı söyleyen gençlere de saygılı olmak zorundayız…
Herkese HAYIR’lı Bonjourlar!

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ