KelebekMagazin

KISA DEVRE! Avrupalı köpek adamı ısırdı haber oldu

Faruk Erbaşlı

Faruk Erbaşlı

KISA DEVRE! Avrupalı köpek adamı ısırdı haber oldu

 Kendimizi Avrupalılar’a şirin göstermek için yolda sokakta yapmadığımız kalmıyor. Metroda, belediye otobüsünde kendi büyüklerimize yer vermemek için uyuyor numarası yaparken,  batılı bir turistin gönlünü hoş tutmak uğruna birden misafirperver oluveriyoruz.

Sadistlik ve kendilerinden olmayanı dışlamak Avrupa’nın haçlı ruhunda yaşamaya devam ediyor. Milliyetçilik (kafatası) kavramı Avrupalılarda öylesine taze ki hala, dar kafaları dünyada mazlum ulusların da kendileri gibi  yaşama hakkı olduğunu bir türlü kavramak istemiyor.

Haberin ne olduğunu tarif ederken kullanılan bir deyim vardı.  “Köpeğin adamı ısırması değil adamın köpeği ısırması haberdir” diye. Hollanda’daki olaylar, pekala da bir köpeğin adamı ısırmasının haber olabileceğini gösterdi herkese.  Hem de öyle böyle değil. Günlerce haber oldu. Üstelik de ulusal ve uluslararası medyada. Halen de haber olmaya devam ediyor. Böylelikle bir ezberin daha bozulduğuna hep birlikte tanık olduk.

Peki Hollandalı polisler, köpeklerini Türk Vatandaşları’nın üzerine hangi gerekçe ile saldırttı? Neydi gerekçe.  Türk diplomatın Hollanda’ya geldiğini haber alan Roterdam’daki Türk asılla Hollanda vatandaşları ve oradaki Türk işçileri  elçilikte bakan ile buluşmak üzere sokağa çıkmışlardı. Sen misin benim istemediğim birisiyle buluşmak isteyen?

Diplomatik bir pasaporta sahip olan bir kişi, dünyanın her ülkesinde kendi toprağı sayılan büyükelçiliğe kimseye sormadan ve de asla ve asla izin almadan elini kolunu sallayarak gider kardeşim. Bu onun evrensel  hukuktan doğan insani, siyasi ve hukuki bir hakkıdır. Bütün dünya diplomatları da Birleşmiş Milletler evrensel beyannamesi gereği bu hakka sahiptir. Yalnızca savaş hali hariç. Yani diplomatlar  savaş halinde oldukları bir ülkeye izinsiz girip çıkamazlar. Onun dışında hiçbir ülke hiçbir şartla yabancı diplomatlara “ülkeme gelme” deme hakkına sahip değildir. Bu davranış Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi aşağılamak ve üçüncü dünya insanı  muamelesi yaparak egolarını tatmin etmenin dışında  onların gizli emperyalist hesaplarını da ortaya çıkarmıştır. Şu Avrupalılar sanıldığı gibi hiç de öyle medeni falan da değiller aslında. Biz onları gözümüzde fazlasıyla büyütüyoruz. Avrupalı aşığı olmak ve Avrupa sevdalısı olmak bizim müzmin hastalığımız olmaya devam ediyor malesef.

Sadistlik ve kendilerinden olmayanı dışlamak Avrupa’nın haçlı ruhunda yaşamaya devam ediyor. Millyetçilik (kafatası) kavramı Avrupalılarda öylesine taze ki hala, dar kafaları dünyada mazlum ulusların da kendileri gibi  yaşama hakkı olduğunu bir türlü kavramak istemiyor. Onlara göre Afrika ülkeleri var olsun  ama kendileri için çalışsın. Sömürülmek için.  Köle olarak kendilerine hizmet etmeye devam etsinler. Türkiye gibi baş kaldırmaya tevessül eden olursa da kafasına kafasına vurulsun. Üzerlerine acımasızca yürünsün. Köpeklere ısırtılsın. Uçaktan inerken üzerlerine sinek ilacı sıkılsın. Ülkelerine gidip para harcamak isteyenlerden tapu belgesi,bankada birikim,maaş tutarı vs. abuk subuk bir ton belge getirmesi istensin.

Kendileri bizim ülkemize gelmek istediklerinde ise kimlik kontrolü bile hakaret sayılsın. Haşa Avrupalıya niye geliyorsun diye sorulur mu  hiç.?

Nedir bu Avrupalı’ya  ya da batılı ülkelere karşı duyduğumuz aşağılık kompleksi anlayamadım gitti. Kendimizi şirin göstermek için yapmadığımız kalmıyor. Metroda belediye otobüsünde kendi büyüklerimize yer vermemek için uyuyor numarası yaptık yıllarca, hala da yapıyoruz. Ama batılı bir turistin gönlünü hoş tutmak uğruna birden misafirperver oluveriyoruz. Onlara izzet ikram için döneleyip duruyoruz. Onlardan birisi bir haksızlığa uğrasa yada başına bir iş gelse, adaletin tecellisi için polisimiz, savcımız, yargıcmız, yetmedi siyasetçimiz ve hatta medyamız…Topyekun seferber oluruz..Tamam gereği neyse yapılsın da, ama aynı titizlik ve gayret benim için de gösterilsin.  Hangimiz karakolda hakkımızı koruyan bir polis olduğuna inanıyoruz? Hangimiz adliyelerde hakkımızı çiğnemeyen doğru dürüst bir savcı olduğuna inanıyoruz?. Hangimiz mahkemelerde adaleti tecelli ettiren bir yargıç olduğuna inanıyoruz? Hepimizin inandığı tek bir kişi var o da dayımız..Mahkemede dayımız varsa işimiz bir şekilde görülüyor. Oysa önce biz devletimizin değerli varlıkları olduğuna inananabilmeliyiz. Sonra bizim dışımızdakilere saygı gösterilmesini elbette isteyebiliriz.  Geçenlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a canlı yayında bir soru  soruldu . Batı bizim adalet sistemimize güvenmiyor ne diyorsunuz?”  diye..Yanıt çok ilginç: Şöyle dedi sayın Cumhurbaşkanı. “Biz de batının adalet sistemine güvenmiyoruz.”

Yani böyle düşünürseniz hiçbir meseleyi halledemezsiniz sayın Erdoğan.  Siz önce kendi vatzandaşınıza Türk Adaleti’ne güveniyor musun? diye bir sorun bakalım. Ne yanıt alacaksın.Siz kendi yanlışlığınıza başkasının yanlışlığını bahane gösteremezsiniz. Başaramıyor olabilirsini ama en azından düşünceniz böyle olmamalı.

Her neyse. Biz dönelim yine asıl meseleye. Türkiye bir cennet ülke. Cebimizde birkaç kuruş para var ise köşe bucak tüm ülkeyi  dolaşabiliriz. Gezmediğimiz şehir görmediğimiz  cennet köşe kalmaz. Üstelik hangi kapıyı çalsak bizi  evinde işyerinde misafir edebilecek bir hayırsever bulabileceğimiz öylesine kutsal bir ülkede yaşıyoruz. Ama bizler ne yapıyoruz. Biraz para bulunca, ilk işimiz pasaport çıkartıp o lanet yuro bölgesine gidip kendimizi güya ayrıcalıklı (Avrupa görmüş)insan katagorisine sokmaya çalışıyoruz. Yüzümüzü kıbleye döner gibi batıya  dönersek onlar da bize köle muamelesi yapacaktır. Bu kompleksten kurtulmamız gerek. Şahsen ben artık yuro bölgiesine gitmemeye (özel durumlar hariç) yeminliyim. Her şey bir yana her alışverişte ödediğim parayı üç ile çarptıkça (artık dört oldu) moralim sıfırın altına iniyor.

Dik durmalıyız. Avrupalıların bizden daha medeni olduğu görüşünde değilim kesinlikle. Onlar kendi ülkelerinde caydırıcı kanunlar ve kurallarla terbiye edilmişlerdir. Kendi ülkesinde çimlere dahi dokunmaya cesaret edemeyen Avrupalı turistlerin, Sultanahmet Meydanı’nın yaz kış nasıl çöplüğe çevirdiklerine hep birlikte tanık oluyoruz. Yok bir farkımız. Onlar kanun ve kurallara uymadıklarında cezaya çarptırılacakları korkusunu yaşıyor. Biz ise “Bir şey olmaz” düşüncesiyle yapmadığımız haltı bırakmıyoruz. Yapılan yapanın yanına kar kalıyor. Geçenlerde bir şarkıcının erkek arkadaşı yüzlerce kişinin önünde bir haydut tarafından bıçaklandı. Sebep? Haydut, şarkıcıya  aşıkmış.  Aynı gün yakalanıp hakim karşısına çıkartıldı. Ama gelin görün ki saldırgan çıkartıldığı mahkemede aynı gün şartlı olarak serbest bırakıldı. Düşünün adam bıçaklayan serbest kalıyor. Kadına kıza tecavüz eden sapıklar serbest kalıyor. Yolda sokakta kadına çocuğa tacizde bulunan serbest kalıyor. Neymiş yasalar Avrupa müktesebatına uyarlanmış. Yasalardan önce kendimizi adamlığa uyarlasak. Adam olmayanı da bir güzel adam etsek. Ceza ise ceza. Ne gerekiyorsa onu yapsak. Yani hiç istemem ama hırsızlık yapanın elinin kesildiği dönemi özleyesi geliyor insanın.

Elle tutulur hiçbir yanımız kalmadı. Sokakta can güvenliğimiz yok.  Sağlığımızı düşünen yok. Yediğimiz içtiğimiz her şey hileli. Adaletimiz yerlerde sürünüyor. Emek sömürüsü diz boyu. Toplum olarak karın tokluğuna köle gibi çalıştırılıyoruz. Birikmiş maaşlarını alamayanların eylem haberlerini izlemekten içim daraldı. Kul hakkı yiyen yiyene. Bu işin sonu nereye varacak hesap edemiyorum.

Konu nereden nereye geldi. Sonuç olarak köpeğin adamı ısırmasının pekala da haber olduğundan bahsediyordum. Tabi aynı olay Türkiye’de yaşansa haber olur muydu? Onu bilemiyorum. Ama köpek Avrupalı olunca pekala haber oluyor işte. Adamların köpekleri bile kıymetli.

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ